Kara'nın öyküsü

Rengini hiç sevmeyen kara bir köpekti o. Kara boncuk gözleri, kapkara tüylerinin arasında, hiç gözükmezdi. Ara sıra ortaya çıkan beyaz dişleri ve pembe dili kara tüylerinin arasında, kaybolmuş iki renkti.

Kara ’nın küçük bir sahibi vardı ve onu canından çok severdi. Ama bu Kara ’ya yetmedi... Rengini değiştirmek istedi ve başladı aramaya Renkler Ülkesi’ni.

Yolda giderken karşısına küçük bir ağaç çıktı. “Renkler Ülkesi nerede?” diye tam soracaktı ki, ağacın kuru yaprakları dikkatini çekti: “Neyin var senin küçük ağaç? Sanki susamış gibisin!” dedi Kara. “Evet, doğru kara köpek. Yağmur yağmadı hiç bu yaz. Tüm gövdem kuruyacak eğer su içmezsem biraz” dedi ağaç.

Kara sordu ağaca :
“Nereden su bulabilirim sana?”
Ağaç Kara ’ya yanıt verdi :
“Suyun bulunduğu yer Harfler Ülkesi. Orada bulursan S harfini kuğu verir sana istediğin her şeyi.”

Böylece iyi kalpli Kara unuttu kara rengini, unuttu Renkler Ülkesi’ni. Ağacı kurtarmak istedi ve başladı aramaya Harfler Ülkesi’ni.

Aştı dağları tepeleri,sonunda buldu Harfler Ülkesi’ni. Tam içeri girecekti ki, gökten ayaklarının ucuna bilge bir C harfi indi. Bilge C çok becerikliydi, ülkedeki her harfi ve her yeni sözcüğü belleğine yazmaktı görevi. İşte bu nedenledir ki, Kara ’nın ismini almak istedi. Dönüşte ona ismini geri vereceğini söyledi. Kara isminde ki dört harfi bilge C ’ye verdi : K-A-R-A

Böylece Kara içeri girdi. Şimdi acele etmeliydi.
“Nerede olabilir S harfi?” diye düşünüp taşınırken, aklına suyun yerini bilge C ’ye sormak geldi. Bilge C de Kara ’ya yanıt verdi, ve anlattı yapması gerekenleri...
Önce  D ’nin fenerini al, sonra H köprüsünden geç. M dağlarını aşınca, bir kaydırak çıkacak karşına. R dağlardan akan sudur, S suda yüzen kuğudur. İstediğin kadar su o kuğuda bulunur.

C’ ye teşekkür etti cesur Kara. Hepsini yapmaya başladı sırayla... Kuğuyu buldu bulmasına ama hiç su kalmamıştı buralarda. Kuğunun derdi çoktu, yüzmek için su arıyordu. Bir taraftan da ağzından şu sözler dökülüyordu...

“Mevsimler! Mevsimler!.. Şimdi derin uykuya dalmışlar. ’ Ebe sende’ oyununu artık oynamaz olmuşlar. Oyun yeniden başlamazsa yağmaz yağmur, gülmez güneş. Biri onlara söylemeli, ‘Ebe sende!’ demeli. Uyandırmalı dört mevsimi, doğanın oyunu böylece sürmeli! “

Kara anlamıştı her şeyi. Mevsimleri bulmalı, “Ebe sende oynayalım!” demeliydi. Doğanın oyunu ancak böyle devam edebilirdi. Hemen dönüp geriye, bilge C harfinden ismini geri istedi. KAR ’ı aldı ama, ismi yarım kalmıştı. Son A harfi gelmeden birdenbire gördü ki, KARA isminin içinde bir kar rengi gizliydi. Bu da Kara‘nın çok hoşuna gitmişti.

Hızla yola koyuldu. Mevsimleri arıyordu. Kim bilir küçük ağaç, şimdi ne yapıyordu?

Derken bir uğultu duydu. Ses çok derinden geliyordu. Sesin geldiği yeri buldu. Baktı ki karşısında dört mevsim, horul horul uyuyordu.

Mevsimler ne kadar da büyüktü... Acaba sesi yetecek miydi? Birkaç kere havladı... Ama mevsimler uyanmadı.

Sonra hatırladı ki, söylemesi gereken iki küçük sözcüktü. Derin bir nefes aldı ve kocaman haykırdı :
“EBE SENDE!”

Sözler işe yaradı. Yaz gözlerini açtı. “Eyvah!” dedi yaz şaşkın şaşkın. “Biz uykuya dalmışız! Şimdi hepimiz uyanmalı oyunumuzu oynamalıyız.”
Yaz ayağa kalktı coşkuyla, “Ebe sende!” diyerek, dokundu sonbahara. Sonbahar uyandığında, yağmur yağmaya başladı. Tüm bunlar olurken, mevsimlerden hiçbiri Kara ’yı fark etmemişti. Eğer görselerdi onu, elbet teşekkür ederlerdi. Aslında bu Kara için çok önemli değildi. Çünkü oyun şimdi başlamıştı.

Bunu o başarmıştı... Küçük ağacı düşündü, kuğuyu anımsadı... Yağmur yağmasaydı onlar ne yapacaklardı?..

Kara mutlu olmuştu. Eh biraz da yorulmuştu... Birden aklına Renkler Ülkesi geldi, hani rengini değiştirecekti...

Bir kez daha yola koyuldu. Rüzgarla şarkılar söyledi, yağmurla oyunlar buldu.

Bir gün baktı ki, gökten lapa lapa kar yağıyordu. Anlaşılan sonbahar kışa dokunmuştu. Şimdi ebe kış olmuştu. Çevresindeki her şey beyaza bürünmüştü. Dönüp kuyruğuna baktı, kuyruğu kar beyazıydı. Demek ki Renkler Ülkesi, doğanın oyununun içinde bir yerdeydi. Bunu bir ödül sandı, kara renginden kurtulmak onu çok mutlu etti.


Yeni rengi ile Kara, güle güle, oynaya oynaya, artık eve dönüyordu. Tam da Harfler Ülkesi’nin önünden geçiyordu ki... Gökyüzündeki bilge C ‘ye durup “Merhaba!” dedi. Bilge C baktı, baktı ama Kara ’yı tanıyamadı. Kara “İsmimi vereyim!” dedi ve K-A-R-A ‘yı verdi. Bilge C buna inanmadı. Kara ‘ya şunları söyledi :

“Bizim bildiğimiz Kara ‘nın kendi de ismi gibidir. Onun kara tüylerinin içinde iyilik ve cesaret gizlidir. Sen ise beyaz tüylerinle, ‘Ben Kara ‘yım’ diyorsun. Benim aklım karıştı! Beyaz mısın, kara mısın? Belki de kararsızsın... Ama bilmelisin ki, bizi inandıramadın!..”

Bilge C ‘nin bu sözleri Kara ‘yı çok şaşırttı. Ne demek istediğini elbet bir gün o da anlayacaktı.

Eve dönerken ormanda kar hiç durmadan yağdı. Her yer karlı ve beyazdı. Kara korkmaya başlamıştı. İstediği tek bir şey vardı.

Onu tanıyan bir dostunun yanı başında olmaktı.

Kış bitti, bahar geldi. Ama Kara hala yürüyordu. Her yer renk renk çiçeklenmiş, kuşlar şarkı söylüyordu. Kara ‘nın üstündeki karlar erimiş, toprağa su olmuştu.

Kara ise kendisini hala beyaz sanıyordu. Ne tuhaf, bu kez de beyaz olduğu için mutsuzdu. Çünkü eve döndüğünde sahibinin artık onu tanımayacağını düşünüyordu.

Derken hiç beklenmedik bir anda küçük ağaç dostunun bildik kokusunu duydu. Gözleriyle arayıp, nerede olduğunu çok geçmeden buldu. Küçük ağaç iyileşmiş, yağmurla güzelleşmiş, yapraklanıp çiçeklenmiş, dallarına kuşlar konmuştu.

Ağacı gördüğüne çok, hem de çok sevinmişti Kara. Sonra şu aklına geldi : Dostu küçük ağaç da onun Kara olduğuna inanmayabilirdi...

Oysa Kara yanılmıştı. Küçük ağaç Kara ‘yı çok uzaktan tanımıştı. O gelene kadar da bütün hayvan dostlarını yanına çağırmıştı. Kara ‘nın onlar için yaptığı her şeyi bir bir anlatmıştı.

Hayvanlar neşe ile Kara ‘yı yolda karşıladı. “Merhaba, Sevgili Kara” diye onu sevgiyle kucakladı. Kara bu olanlara gerçekten çok şaşırdı. Ona Kara demişlerdi! Demek ki tanımışlardı! Arkasına dönüp baktı, kuyruğu beyaz değil, yeniden simsiyahtı. Tıpkı eskisi gibi rengi yine kapkaraydı. O anda birden Kara kendi rengi karayla yürekten barışmıştı.

Kara sevinç içinde küçük ağaca yaklaştı. Ağaç da eğilerek Kara ‘yı selamladı :
“Biz ormanın canlıları sana teşekkür ederiz. Bundan sonra her yağmurda seni düşüneceğiz.”

Kara ise ağaç dostuna şunları söyledi :
“Seni ilk gördüğümde rengimi sevmiyordum. Ama şimdi anladım ; başka bir renk olsaydım siz de bilge C gibi beni tanıyamazdınız. Başka bir renk olsaydım, yalnız rengimi düşünüp su aramasaydım, hiçbir zaman kendimi gerçekten tanıyamazdım. Ayrıca da sizlerin dostunuz olamazdım. Karadan başka hiçbir renk benim rengim değilmiş. Herkesin kendi rengi hepsinden daha güzelmiş.”

Kara ‘nın bu sözleri ağacı çok mutlu etti. Ancak onun sanki hala bir şeyden korktuğunu hissetti.

Ne olduğunu sorunca, Kara küçük ağaca, eve dönüş yolunu kaybettiğini söyledi.

Ağaç hemen dalındaki mavi kuşa seslenip, gidip uçan balonu çağırmasını istedi.

Mavi kuş uçtu gitti... Çok geçmeden gökyüzünde camdan bir balon belirdi. Küçük ağaç Kara ‘ya şunları söyledi :
“Tüm korkularını bu gördüğün balonun içine koymalısın. Ve sonra bu balonu üç kere üfleyerek göğe uçurmalısın. O ışıkta kaybolunca, sende korktuğun o şeyden artık hiç korkmayacaksın.”

Kara ‘nın tek korkusu eve dönememekti. Korkusunu balona özenle yerleştirdi. Balon uçtu, uçtu, uçtu, ışıkta hızla kayboldu. Gerçekten de Kara ‘nın tüm korkusu geçmişti.

Kara tüm dostlarına tek tek “Hoşça kal!” dedi. Onun tek isteği şimdi eve geri dönmekti.

Güneş ortadan kayboldu. Kara başını kaldırıp baktı. Ama gökyüzünün karanlığı onu hiç korkutmadı. Parlayan yıldızlar ve sahibinin sevgisi ona yolu gösterdi.

Çok geçmeden, karşısında evinin ışığı belirdi.

Sepeti ve minderi yalnızca iki adım uzakta idi. Bir ve iki bir pufffff sesi... Ve küçük sahibinin büyük sevinci Kara'nın bugüne kadar hissettiği en güzel şeydi!..